Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

6 Eylül 2016 Salı

TED TALKS ISTANBUL: "Çok sağlam bir network'e rağmen bir bok başaramamak"

Çocukluktan beri genç beyinleri zehirliyorsunuz: “Hayallerinin peşinden koş,” diye. Bu üç kelimelik cümle yıllar yılı, kim bilir kaç defa beni depresyonlardan depresyon beğenmeye itti. Artık buna bir son demenin vakti geldi diye düşünüyorum.

Size kulak asacak olursak öncelikle peşinden koşulacak hayaller üretmek lazım. Bu konuda üstüme tanımam, yalan da olmasın, çok sağlam hayaller kurmuşluğum var; hala da kurmakta olduğum doğrudur. Zaten bunu bütün çocuklar yapar, çok büyük bir mesele değil.

İşin asıl olayı verilen direktifin ikinci ayağında: kurulan hayallerin peşinden koşmak. Bir yolda çıplak ayak koşarsak ayaklarımız kesilir, kanlar içinde olduğumuz yerde kalakalır, pek yol alamayız. Üzerimizde o ana uygun kıyafet yoksa ya çok üşür, ya da çok terler, gücümüzü yitirerek pes ederiz. Demek ki neymiş? Koşmak için öncelikle gerekli donanımlara sahip olmamız gerekiyormuş. Bu noktada mütevazı olamayacağım. Hadi isim vermeyelim, kurulan hayaller böyle soyut, böyle tozpembe kalsın. Ama anlaşalım, bu adı sanı koyulmamış hedefe gitmek için gereken donanıma sahip olduğumu kabul ediverin siz de. Bu noktada hayatın acı bir gerçeğiyle sizleri tanıştırmak isterim: o donanım var ya, hani yıllarca okullarda dirsek çürüttüğünüz, tavan semalarında gezen egoların ağız kokusunu çektiğiniz ve sırf onlardan daha iyi olduğunuz için gücünüz varsa aldığınız reaksiyona tepki verdiğiniz, gücünüz yoksa da reaksiyon almamak için kendinizi olabildiğince sakladığınız… İşte o donanım bir halta ya-ra-mı-yor.

Sizi destekleyecek, koşu parkurunu önünüze serecek, yol kenarında durup stratejik noktalarda su takviyesi yapacak, bitiş çizgisine vardığınızda alkış tutup moral verecek birilerine ihtiyacınız var. Modern iş hayatı zaten o birilerini bulma oyunu üzerine kodlanmış durumda. Sadece iki gün birlikte çalışıp “O benim çok yakın dostumdur, birlikte çok çalıştık, birbirimizi çok severim,” diyerek hava atabilme gafletine düşebilmemiz; başka türlü suratına bakmayacağımız insanlarla “dost” olmamız; asla adım at(a)mayacağımız yerlerde beş dakika daha geçirebilmek için takla üstüne takla atışımız bu sebepten. Biz bir “network” içinde olduğumuzca varız; ki söz konusu grubun kendi içinde kendiliğinden ortaya çıkan zincirinin neresinde olduğunuza göre işin kıymeti de hayli değişiyor ya, bunu şimdilik göz ardı ediyor olalım. Huyum kurusun, yine mütevazı olamayacağım. O “kariyer”imiz, profesyonel kelimeler kullanalım ki profesyonel olalım, boyunca peşinde koştuğumuz “network”ün belki de olabilecek en iyisine sahibim. Ve işte, o “network" bir halta ya-ra-mı-yor.

Somut örneklerle sefilliğimin resmini çizerek devam etmek isterim. 2011 yılında hasbelkader okuduğum hukuk bölümünün üzerime dayattığı pozisyonlardan avukatlık, hakimlik, savcılık, insanların evine gidip televizyonlarına el koymacılık gibi taraklarında asla bezim olamayacağını idrak etmem hayallerimin peşinde koşmaya ilk başladığım andı. Bende sadece iki atımlık kurşun vardı desem, o da değil. Şu beş senede yaptığım şeyler, çalıştığım pozisyonlar, başardığım işler kendi zihnimde küçümsesem bile kağıt üzerinde, el insaf, yadırganamaz; tüm depresifliğimle bile bunu başaramıyorum. Ama yaptığım şey apaçık ortada: taşlı yoldaki parkurdan gözüm korkunca belediyenin seçim zamanı seçmenlerine yaranmak için hazırladığı mis gibi ama kısacık kauçuk yolda rahatça ilerlemeyi tercih ettim. Taş gibi vücudu olup sırf stres ve ter atmak için sabahın köründe koşuya çıkan modern şehir insanları gibi. Olmasa da olur… Bir hedef yok, maksat 15 kilo verip sağlıklı bir hayata kavuşmak falan değil. Oysa paralel yolda düşe kalka giden insanları da görmüyor değilim. Zaman zaman parmakla gösterip dalga bile geçiyorum ama, ben beceremediğimden, malum.
İşte böyle zamanlarda, başarı için günümüz toplumunun ve iş hayatının bize şart koştuğu donanım ve çevre koşullarını yerine getirmiş olmama rağmen neden başarılı olamıyorum diye sorguluyorum. Başarılı olmak belki de yanlış bir barometre, istediğimi yapamıyorum diyelim. Önümde apaçık gözüken yollar varken, Yandex bile kullansam neden gitmem gereken yolu bulamıyorum? Bu noktada hala sorunu kendimde arayacak değilim, ne münasebet?! Ne donanım, ne çevre… Bir işe ya-ra-mı-yor. Sanırım ancak bu sonuca ulaşmak beni günlük hayatımı sürdürebilir derecede rahatlatacak, kaçınılmazdan zevk almaya bakacağım.

Çaldığım minareyi kılıfsız bırakmayayım. Hayatım boyunca kendine yetebilmeyi her şeyin üstünde gören bir insan olarak hiçbir şeyi çevremin eylemlerine emanet etmeyecek bir gidişat benimsemeye çalıştım. Lanet olsun ki, bu durum beni kimseden bir şey isteyemez duruma getirdi. Cesaretimi topladığım ender anlarda da asla işin peşini koşturamadığım için yardım çığlıklarım ancak mahsur kaldığı uzaydan Dünya’ya dönmeye çalışan Ryan’ınkiler kadar anlamlıydı. Maksat sessizlik içinde canımız sıkılmasın. “Torpilsiz bu işler olmuyor,” avuntularıyla iş hayatımızdaki başarısızlıklarımızın üstünü örterken, yaşıtlarımızın aldığı her başarının altına bir kamyon dolusu çamur sererken aradaki yedi farkı bulmaya çalıştığımda aynı başarıyı yakalayamıyorum. “Çevren olacak ama kullanmayı bileceksin,” ise mesele, çevrem de bir zahmet kullandırılmaya meyilli olsun ama! Ya da ben bunu belki bu sene öğrendiysem, en azından olumlu yöne gelişmeler olsun; ama yok! O zaman, sizin bana anlatmadığınız bir şeyler olduğu sonucuna varıyorum. İş donanım ve çevrede bitmiyor. Hayallerinin peşinden koşmak, taşlı yerine kauçuk olan yolu tercih etseniz bile, mubahken sizler için; bunu yaptığımda yaşadığım mutsuzluk bana kar getirmiyor. Sizlere de zevk vermediğini umuyorum.

O zaman, hayallerin peşinden koşmayalım bence. Zira iş hayatında başarı için böyle bir, iki, üç diye sayamayacağımız kadar çok etken olduğundan emin gibiyim. Ama o “gibiyim” orada dursun, yanıldığım ortaya çıkarsa zaten bu ihtimale pay bırakmış olayım. Yoksa rezillik…


Yine de, ben artık hayal peşinde koşup mutsuz olmak yerine var olanda kalıp mutlu taklidi yapmayı yeğlemeye göz kırpıyorum. Yine de bunca ağlamama bir meme vermek, beni bu hayattan çekip çıkarmak isteyebilecek “network” üyelerime kapım açık, yanlış anlaşılmasın. Ama biliyorum, bu bir işe ya-ra-mı-yor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder